Fashion

ŞİMDİ MODA

By  | 

Moda terimi köken olarak ‘facio’ olan Latince bir sözcükten gelmektedir. Fransızcaya önceleri ‘fazon’ Ortaçağ’da ‘façon’, İngilizceye ise ‘fashion’ olarak geçmiş olup dilimizde ‘yapmak, şekil vermek’ anlamında kullanılmaktadır.

Moda kelimesi Latince “hemen şimdi” anlamına gelen “Modo”dan türetilmiştir. Türk Dil Kurumuna göre “Göreneğe bakarak daha kısa süreli olan, çabuk değişebilen, öykünme yoluyla yayılan geçici davranış, giyim ve yaşama biçimi” İtalyancada ise “değişiklik gereksinimi ve geçici yenilik” anlamlarını taşır.

Genele taşımak gerekirse moda kelimesini duyduğumuzda aklımıza ilk olarak stil ve giyim gelir fakat moda yaşamın çoğu alanında görülebilecek kadar geniş bir kavramdır, bu nedenle
sanat, mimari, edebiyat gibi alanları da içine alır, özellikle vücut giyimi, ayak giyimi, aksesuar, takı, makyaj, ya da mimaride popüler stil uygulamak için kullanılan genel bir terimdir. Moda, kelime anlamıyla toplumun tüketim trendlerini belirleyen tüketim anlayışı olarak tanımlanmaktadır. Modanın bir diğer anlamı da, belirli bir süre etkin olan toplumsal beğeni, bir şeye karşı gösterilen aşırı düşkünlüktür.

Bilindiği üzere yemek yemek, barınmak veya giyinmek insanın temel ihtiyaçlarındandır ancak moda yaratmak veya modayı takip etmek ihtiyaç değil tamamıyla ruhu doyurma isteğidir. Modanı ve tarzını kendine uygun yorumlayarak ruhunu, kendi özgün karakterini yansıtabilir, kendini anlatabilir ve başkalarından farkını ortaya çıkararak ruhunu doyurabilirsin. Günümüzde insanlar ihtiyaç kelimesini genelde fiziksel ve somut şeyler için kullanıyor fakat kaliteli bir yaşam için ruhsal ihtiyaçların da tatmin olması gereklidir. Modanın çıkış noktası da bunu hedef alır; Özgün olmak! Kendini gerçekleştirme yolunda modayı takip ederek sen de benliğini bulabilirsin.

TARİHTE MODA

Ortaçağ öncesinde Mısırlılar sıcaktan korunmak için ince kumaşları tercih ederken, Sümerler genelde mantoya benzer elbiselerden yana durmuş, Antik Yunan’da kıyafet dikmek yerine vücuda kumaş sarılarak giyinme yoluna gidilmiştir. Antik Roma’da ise deri sandaletler ve ince tunikler tercih edilmiş, Bizans da bunun izleyicisi olmuştur.

13. yüzyılda asillerin giysileri halk giysilerinden çok farklıydı, zengin giyimlerinin yanı sıra asaletlerini belirten amblemleri de vardı. Doğu’dan ipek ithal ediliyor çok kumaştan kaçınılmadan uzun elbiseler giyiliyordu.

14. ve 15. yüzyıllarda Avrupa’da saraylı kadınların elbiselerinin kolları aşağıya kadar dökümlü, başlarına ise sivri tepesinden tülbentler sarkan külahlar takıyorlardı. Bu yıllarda Avrupa giyim kuşamda doğudan bi hayli etkileniyordu. 14. yüzyılda Avrupa’da biçki bilgileri artmış ve yüzyıl sonlarında elbise tarzlarında değişiklik olmuştur ve böylelikle bedenler daha sıkı etekler daha abartılı hale gelmiştir.


15. yüzyılda “kadın giysilerinde rastlanan en belirgin özellik, yakaların bel oyuntusuna kadar açık olmasıydı. Etekler; uzun, geniş ve çok katlıdır. Üstteki etek hafifçe kaldırılarak, alttaki diğer eteğin görünmesini sağlanmıştır. Bu dönemin kadın baş süslemesi değişik biçimlerde şapkalar olmuştur. Dönem kadınlarının en yaygın şapka şekilleri; hennin, boynuz ve kalp şeklinde olanlardır.

16. yüzyılın ilk yarısında üst sınıfın kıyafetlerinde kırmızı ve mavi gibi aşırı parlak renkler görülmektedir. Kraliçe Elizabeth (1558–1603) dönemine bakıldığında kadın ve erkek kıyafetlerinde kolalı ve kırmalı dik yakalar görülmekteydi. (İlk ipek çorabı 1560 yılında Kraliçe 1. Elizabeth’in giydiği bilinmektedir.) Bu dönemde, pileli kostümler ağır biçimde sergilenmiş olup, elmas, yakut gibi değerli mücevherler kostümlerin süslemesinde kullanılmıştır. En büyük değişiklik ise, yüksek belli kostümler olmuş, yüzyılın sonlarına doğru ‘V’ bitimli bel çizgisi moda tarihinde yerini almıştır.

17. ve 18. yüzyıllarda kaba ve düz kumaşlardan yapılan mat renkli giysiler giyen çiftçiler ve işçiler genellikle kumaşlarını ve giysilerini kendileri dokuyup dikmekte idiler. Avrupa ve Amerika’daki çoğu kimse sadece birkaç takım giysiye sahipti. Bu dönemlerde Avrupa’da giyimde sadelik, hafiflik ve kullanışlılık aranmakla birlikte geçici modalarla giyimlerin sık sık değişikliğe uğradığı görülmektedir.

19. yüzyılla birlikte, kabarık olmayan etekleri ve bel çizgisinin yukarıda olmasıyla belirlenen ‘Ampir’ modası başlamış, bu moda kırk yıl kadar gündemde kalmıştır. İlerleyen yıllarda bel çizgisi giderek yerine gelmiş, elbiselerde bedenler dar ve beller incelmiştir. Gündüz elbiselerinde ise kollar çan şeklinde ve yaka kapalıdır. Daha çok omuz örten pelerin ve şallar kullanılmıştır.

YAKIN MODA


Charles Frederick Worth

İnsanlar Dünya’ya gönderildikleri ilk günden itibaren örtünme iç güdüsü geliştirmişlerdir ve bilinçli yaşamla gelen sosyal statüler giyimin de bir belirleyici olmasına sebebiyet vermiştir. Fakat günümüzde anladığımız haliyle moda tasarımı köklerini 19. yüzyılda bulur. Tarihte modanın tasarım oluşuna doğru gitmeye başladığımızda ilk kendi markasını kuran tasarımcı olarak karşımıza Charles Frederick Worth çıkmaktadır.

(Charles Frederick müşterileri ayağına getirmeyi ve kendi tasarımları yapıp onları giydirmeyi başaran ve terzilik anlayışını yıkan ilk modacıdır. İlk haute couture’u başlatmıştır. Haute couture’ün kelime anlamı kişiye özgü olarak tasarlanmış modern kıyafet anlamı taşır. Ayrıca markasını etiket olarak kullanan ilk moda tasarımcıdır. Yılda dört defa defile düzenlemiş, model kullanmıştır.)


Worth of House

Charles Frederick Worth, 19. ve 20. yüzyılın ilk moda evlerinden biri olan Worth of House’u kuran İngiliz bir moda tasarımcısıydı. Birçok moda tarihçisi tarafından haute couture’un babası olarak kabul edilir ve Lady Curzon’un nefes kesen elbisesinin yaratıcısıdır. Worth, tek kelime Fransızca bilmeden, cebinde beş poundla Paris sokaklarını gezerken eminim ki moda dünyasının en prestijli mertebesinin temelini atacağını tahmin bile edemezdi fakat onun sahip olduğu inanılmaz dikim yeteneği kendisine yol arkadaşı olmak için hazırdı. Sadece Paris asilzadelerinin değil Avrupa’nın da dikkatini çeken bu İngiliz’in bir nevi sosyetenin buluşma noktası haline gelen “ The House of Worth” adını verdiği atöylesini açması ise uzun sürmedi.

(Worth’un Paris’te ilk Haute Couture atölyesini açmasından önce isimsiz seyyar terziler dikiş işini üstlenmekteydi.)

Paris, 1907

Lady Barones Curzon’un o nefes kesen, ünlü “ Tavus Kuşu” elbisesi ise işte bu atöylede ince ince işlenerek hayat buldu.

Moda Tasarımcısı sıfatının ilk ortaya çıktığı yıl, 1858’de artık giyim sektörü bildiğimiz haline yakın işlemeye başlar, modaevleri skeç çizebilen sanatçıları bünyesinde çalıştırmaya, kıyafetlerin çizimlerini müşterilerine göstermeye başlar. Haliyle bu süreç, elbisenin numunesini dikip göstermekten hem çok daha hızlı hem de ucuzdur. 1950’lilere kadar genel olarak Haute Couture üzerinden işleyen moda tasarımı ilerleyen yıllarda hazır giyime evrilir. Belirli sayılarda üretilen ürünler Haute Couture’den daha ekonomik olmakla beraber hala kaliteli bir üretim sürecine ve yaratıcı tasarımlara ev sahipliği yapıyordu. Dönemin en büyük hazır giyim atılımını ise kuşkusuz Haute Couture bir modaevi olarak nam salan Yves Saint Laurent yapmıştı. 1960’lı yılların başında Andre Courreges, Michael Goma, Mary Quant, uzay modasının Paris’deki temsilcisi Pierre Cardin, Paca Rabanne, Yves Saint Laurent, March Bohan, Chistian Dior 1960’lı yılların ünlü modacıları olmuşlardır. 1960’lı yıllarda ülkelerin uzaya gitme yarışı modayı da etkilemiştir ve böylece moda dünyasında çağ kapatılıp yeni bir çağ açılmıştır. Modacılar, uzay adamlarının giysilerinden esinlenerek başlıklar, sentetik kumaşlardan yapılmış fermuarlı giysiler ve ayağa giyilen pırıl pırıl botlarla ilginç bir moda yaratırlar. Millennium ile beraber hızı da ışık hızına yaklaşan moda dünyası 2 ana sezondan ara sezonlara bölündü ve kapsül koleksiyonlar üretilmeye başlandı.

GÜNCEL MODA

Mevsimin yazdan çıkmasına biraz daha vakit varken, yaklaşan mevsim için aklınıza takılmış kışlık gardırobunuza ait parçaları ton ilavesiyle birlikte tamamlamaya ne dersiniz?

Öyleyse sıcak tonlarda bir ceket, pamuklu kumaştan salaş bir yelek, kalın bir penye, krep elbise ya da yeni alınmış şık bir manto gardırobunuzun demirbaşı olacaktır.

Sıcak, derin, koyu…

¨In fall Orange¨

Soğuk havalara yaz sıcaklığı işleyelim. Sonbaharın döktüğü yapraklardan ilham alan turuncu, Sonbahar/Kış renk paletindeki en canlı renklerden biri. ¨In fall Orange¨ her desende mükemmel duracağı gibi kontrast kombinlerle de muhteşem bir uyum yakalıyor.


HER STİLE UYUMLU
HER KADINA YAKIŞAN MODA.
SENİN STİLİN,
SENİN ÖZGÜRLÜĞÜN.

¨Midnight¨

Maviye derinlik kat. Lacivertin en can alıcı hali. Oldukça koyu ve ilgi çekici olan bu renk, soğuk mevsimlere fazlasıyla yakışıyor. 

ÜZERİNİZE ATIN, SOKAĞA ÇIKIN! KIŞ MEVSİMİNDE STİL ÖZGÜRLÜĞÜ.

¨Dark Emerald¨

Yeşilin incisi. ¨Dark emerald¨ koyu tonunun en doğru hali. Bu renk başka hiçbir renkle karıştırılmamalı. Mavi ve yeşilin karışımı olarak düşünülen yeşilin zümrüt tonu, Sonbahar/Kış sezonunun en zengin renklerinden. 

DAHA SADE DAHA ŞIK! KOYUNUN YEŞİLE BÜRÜNMÜŞ ÇEKİCİLİĞİ, KONFOR VE STİL İLE BİR ARADA.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir